» Yolustu.com Türkiyenin en iyi WebSitesiDil Seçimi   
Şuan Yolustu Websitesinde. 11 Kişi Online
Anasayfan Yap Favorilerine Ekle E Posta Player Tema                                            

Anasayfa

Haberler

Yazılar

Köşe Yazıları

Dosyalar

Forum

Video,lar

Resimler

Z,Defteri

Top List

Hesabım
 
Site Yetkilisi seme Şuan Sitede Değil CANLI DESTEK
» Üyelik
Adınız :  
Şifreniz :  
Hatırla :   
Yeni Kayıt |  Şifremi Unuttum
    
» Advertisement Aşağı Git
» Köşe Yazıları
               ~ ~ ~ Köşe Yazıları ~ ~ ~
[D] [I] [K] [M] [S]
Kategori Göster | Kategori Gizle
  • Yazarlar 2 (0)
  • Yazarlar 1 (0)
» SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ Önceki  
Yazar : Durmuş Elyürek

İletişim :

Hakkında :

SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ

At, aslanın sesini de tanır, kokusunu da duyar, hayvandır ama düşmanını bilmemesi, duymaması pek nadirdir. Hatta zaten yalnız at değil, her hayvan, düşmanını, nişanından, eserinden tanır , bilir.

Yarasacık gündüz uçamaz, hırsızlar gibi geceleyin çıkar, yayılır.

Hayvanlardan hepsinden daha mahrum olan yarasadır. Meydanda ki güneşin düşmanıdır o.

Fakat ne ben senin düşmanınım diye güneşe karşı koyabilir, ne nefretiyle onu uzaklaştırabilir! Güneş yarasanın derdine, kahrına bakıp yüzünü döndürürse, gizlense bu,güneşin son derece lütfuna, güneşin en üstün bir kemale sahip bulunuşuna delalet eder. Yoksa hiç yarasa güneşe mani olabilir mi?

Düşmanlığa kalkışacaksan düşmanlık edebileceğin birisiyle savaş ki onu esir edebilmek mümkün olsun.

Katra denizle nasıl savaşa girişebilir? Girişirse aptaldır, kendi saçını, sakalını yolar. Hilesi, saçından sakalından ileri gidemez ki.

Nasıl olur da ayın odasındaki perdeyi yırtabilir?

Güneşe düşmanlık eden şu azara uğrar:

Ey güneşin güneşine düşman olan, sen öyle bir güneşe düşmansın ki onun ışığından güneş de titremektedir, yıldız da! Sen onun düşmanı değilsin kendinin düşmanısın. Sen odun olsan ateşe ne gam, o ne yapsın?

Ne şaşılacak şey, hiç senin yanışınla onun ışığı, onun harareti azalır mı?

Yahut da hiç sen yanıp yakılıyorsun diye gamlanır mı? Onun merhameti, insanın merhametine benzemezki.

 Çünkü insanın acımasında bir dert, bir elem vardır. Mahlukun acıması elemle karışıktır.

Tanrının rahmetiyle dertten de paktır, elemden de. Babam, Tanrı rahmetini şöyle bil:

O rahmet, vehme bile sığmaz, yalnız eseri görür.

Onun rahmet eserleriyle rahmet meyveleri meydandadır. Fakat onun mahiyetini ondan başka kim bilebilir?

Kemal vasıflarının mahiyetleri, yalnız eser ve misalleriyle bilinir.

 Bundan başka bir tarzda kimsecikler bilemez.

-----------------------------------------------------

Birisi “ Nuh’u o Tanrı elçisini, o ruh nurunu biliyor musun ?” dese,

sen de “ Nasıl bilmem o ay yüzlüyü?

Güneşten de meşhurdur, aydan da. Küçücük çocuklar bile onu Tarih kitaplarında okuyorlar, hocalar, bütün mihraplarda söylüyorlar. Kuran’da adı açıkça okunuyor.

Geçmiş zamanlarda ki macerası fasih bir surete anlatılıyor” desen.

Doğru söylüyorsun, sana Nuh’un mahiyeti keşfedilmediyse de onu sana söylediler, övdüler. Sen de naklediyor, onu övüyorsun.

Fakat desen ki:

“ Ben Nuh’u ne bileyim? A yiğit, onu onun gibi bir er bilir. Ben topal bir karıncayım, fili ne bileyim? Bir sivri sinek, İsrafil’i nereden bilecek?

Bu söz de doğru çünkü mahiyet bakımından Nuh’u bilmezsin ki. Mahiyetleri anlamaktan aciz olmak, halkın halidir ama bu sözü istisnasız söyleme.

Çünkü mahiyetlerle onların sırrını sırrı, kamillerin gözü önünde apaçıktır.

Varlık aleminde tanrının sırrından Tanrının zatından daha ziyade anlayıştan uzak ve bir görüşe sığmaz ne var? o bile mahremlerden gizli kalmazsa artık bir şeyin mahiyeti bir şeyin vasfı nedir ki gizli kalsın?

 Akıl, bir bahiste bu olmayacak şey, akıldan uzak tevile sığmaz, olmayacak şeyi dinleme der.

Kutup da, sana der ki

“ A düşkün, anlayışından üstün gördüğün şeylere olmayacak şey diyorsun. Şimdi sana keşf olan vakalar da sana evvelce olmayacak şeyler görünmüyor muydu?

Tanrı keremiyle seni on tane zindandan kurtarmışken bu tih, ovasını kendine sitem hapishanesi yapma!”

Bir şeyin hem nefyetilmesi caizdir, hem ispat edilmesi.

Çünkü zahiri görünüş aykırıdır, nispet de iki türlü olabilir.

Tanrının “ O taşları attığın zaman yok mu? Onları sen atmadın ki. Tanrı attı” demesinde hem nefiy vardır, hem ispat ve ikisi de yerindedir. Onları sen attın, çünkü taşlar senin elindeydi.

Fakat sen atmadın, çünkü o atış kuvvetini Tanrı izhar etti.

İnsan oğlunun kuvvetinin bir haddi, bir hududu vardır. Bir avuç toz, toprak nasıl olur da bir orduyu bozar, kırıp geçirir?

Avuç, senin avucundur ama atış bizden, bu iki nispetin nefyi de yerindedir, ispatı da.

Peygamberlerin zıtları olan kafirler de Peygamberleri, evlatlarını tanıdıkları, bildikleri gibi tanırlar bilirler.

Münkirler onları yüzlerce delille, yüzlerce nişanla evlatlarını tanır gibi tanırlar, bilirler ama, kıskançlıkları, hasetleri yüzünden bildiklerini gizlerler “ Bilmiyoruz ki” diye bilmezlikten gelirler.

Baksana, Tanrı bir yerde “ Onları bilirler” dedi.

Nuh’u hem bilirsin, hem bilmezsin, değil mi?

İşte bunu da bu ayetle hadiste izhar edilen izhar edilen manaya kıyas et!

-----------------------------------

Birisi dedi ki. “ Alemde derviş yok. Olsa bile o derviş dervişlik makamına erişmişse yok olmuş demektir.

Doğru çünkü varlığı, sureti bakımındandır, görünüşe göre vardır. Fakat sıfatları, Tanrı sıfatında yok olmuştur. O, güneşe karşı yanmakta olan muma benzer.

Mumun alevi de var sayılır ama güneşin önünde yoktur. Fakat muma bir pamuk tutun mu yanar. Şu halde vardır.

Öyle ama sana bir aydınlık vermez ki; güneş, onu yok etmiştir. Bu bakımdan da yoktur.

İki yüz batman bala bir okka sirke koydun mu, sirke balın içinde erir gider. Tattın mı sirke lezzeti olmadığından yoktur. Fakat tartın mı balın okkası artmıştır, vardır.

 Avcının önünde ceylanın aklı başından gider, kendisinden geçer. Varlığı, aslanın varlığında mahvolur.

Kemale ermeyenlerin Tanrıya karşı yürüttükleri bu kıyas yok mu ,aşk coşkunluğundan ileri gelen bir şeydir, ebedi, terbiyeyi terketme değil!

Aşıkın, nabzı, edepten dışarı atar. Aşık kendini padişahın terazisine kor, sevgilisinin tapısına varır.

Dünyada ondan edepsiz, ondan terbiyesiz kimse yoktur.

Fakat hakikatte ondan terbiyeli, ondan edepli kimse de yoktur.

Ey aslı, nesli belli kişi, bu edeplilikle edepsizliği birbirine uygun bil.

 Zahirine bakarsan edepsiz gibi görünür. Çünkü başında aşk davası vardır ( bu dava da varlık alametidir). Fakat hakikatte dava nerede?

O padişahın önünde dava da fanidir, aşık da!

MEVLANA / Mesnevi

Durmuş Elyürek

 

Yazan Durmuş Elyürek | 10-Oca-2008 23:51:26 | Puan Ver : 0 | Yorumlar : 1 | Okunma : 483 | Yazdır | Gönder | Word Önceki  
» Köşe Yazısına Yapılan Yorumlar
Yazan : 95.14.165.63 Tarih : 25-Nis-2012 18:01:37
aydından sevgiler ...
Editörü Aç

    
» Köşe Yazısı Ara

Başlıklarda : Yazılarda :
» Köşe Yazısı Ekle
Siz yazar değilsiniz yazar olmak için site yöneticilerine ulaşın

Editörü Aç


» Son Köşe Yazıları
» SU UYUR DÜŞMAN (10-Oca-2008)
» Sözün Özü (10-Oca-2008)
» Mevlanadan kıs (01-Ara-2007)
» Dernek Yönetimi (28-Kas-2007)
» içinizden Biri (11-Ara-2006)
» Hit Köşe Yazıları
» içinizden Biri (2231)
» Dernek Yönetimine (769)
» SU UYUR DÜŞMAN UYUMA (483)
» Mevlanadan kısa (428)
» Sözün Özü (319)
» Son Yorumlar
» aydından sevgiler ...
» ah kazimdayi ne güzelde y
» kazim amca ne döktürmüssü
» kazım dayıcığım sileri te
» Değerli büyüğümüz Kazım a
» Köşe Yazısı İstatistikleri
» Ust Kategori (4)
» Alt Kategori (2)
» Köşe Yazısı (4)
» Okunma (5259)
» Yorum (5)
» Toplam Adettir
» İframe
Yolüstü Kasabası | Sayfanızı Da Tanıtın
» Copyright Yukarı Git
©SekerOnline
Yolustu.com Türkiyenin en iyi WebSitesi ©ByCafer Sekeronline
Tavsiye Et | İletişim | Rss