Basında ve İnternette Yolüstü Kasabası
Bu yazı, internette yayınlanmış olan hikayesini, ulaştırmak istediği adrese iletilim istedik. Mehmet amcanın o dönemde köyümüzde yaşadıkları ve izlenimleri....
Mehmet TAPAR:
Meğdün – Yolüstü Kasabası: 1948-1953
Babam askerlikte güzel okuma yazma öğrenmiş ve okur – yazar olmanın değerini anlamıştı. Bizim köyde okul olmadığından beni Meğdün köyüne götürüp Büyük Durmuşlara bırakarak okula kayıt yaptırdı.
Tapar soyadını uygun görmediklerinden Tosun soyadıyla okula yazıldım. İlkokul diploması için kimlik istenince gerçek soyadım olan Tapar’a kavuştum. Büyük Durmuş’a dayı, hanımı Gülizar Hanıma da Eme diyordum. Her ikisi de bana çok iyi davranıyorlardı. Bir gün olsun beni üzecek bir söz çıkmadı ağızlarından.
Gülizar Hanım oğlu Osman’dan gizli bana ekmek yağlardı. Osman ağabey benden iki yaş büyüktü. Osmana düşen işlerde onun yardımcısı gibiydim. Yaptığım işlerde noksanımı görünce “Gavurun ekmeğini yiyen, gavurun kılıcını sallar” diye sitem ederdi. Köyün çocuklarına karşı beni bir şahin gibi korur, derslerime yardım eder, en iyi olmamı isterdi.
1948 – 1953 yılları arasında okul mevsiminde bu köyde anımsadıklarımı yazmak istiyorum. O günlerde gurbeti bilmez, halkın tamamı çiftçilik ve hayvancılıkla geçinirdi.
Durmuş Dayı her pazartesi eşeğe birkaç ölçek buğday yükler, onu pazarda satar evinin eksiklerini alırdı. Öbür köylüler de böyle yapardı. Büyük eksiklikler için hayvan satışı yapılırdı. Hatırladığıma göre köy iki yüz haneden fazla, nüfusu da bini geçiyordu. Okula başladığımda muhtar Kara Mehmet’ti.
Kara Mehmet otoriter bir idareciydi. Köy halkı muhtarın odasına çağrılmaktan çekinirdi. Kara Mehmet’i muhtarlıktan nasıl düşürdülerse kısa süre için Danacı Osman’a verdiler. Sonra da Cülükgilin Mıstık muhtar oldu. Köyde herkesin, her ailenin bir lakabı olduğundan o günkü konuşmalara göre yazdım.
İlk Öğretmenimiz Muharrem Yücel’di. Tek başına çalışıyordu. Öğrencilerin bir dershaneye sığması mümkün olmadığından Muharrem Bey öğlene kadar dördüncü beşinci sınıfları okutur, öğleden sonra da diğer üç sınıfı okula alırdı.
Çoğu zaman bizi üçüncü sınıfta olan Kapaklı Ahmet’e bırakır, muhtar Kara Mehmet’e giderdi. Üçüncü sınıfta okula ikinci bir öğretmen geldi. Biz onda okuduk. Dördüncü sınıfta Geyranlı Sabri Yağmur’da okuduk.
Çok çalışkan ve bilgili bir öğretmendi. Beşinci sınıfta Feselekli Mehmet Ali’den mezun olduk. Sınıfın en çalışkan ve zeki öğrencisi Salih Şahin’di. Öğretmenlerin en büyük problemi okula gönderilmek istenmeyen kız çocuklarının devamsızlığıydı.
Meğdün’de o günlerde yasa gibi kurallar vardı. Hiç kimse saçını tarayıp köyün içinde başı açık dolaşamazdı. Öğretmenler bile köy içine indiklerinde başlarına şapka giyerlerdi.
Köyde düğünler toplu yapılıyordu. Bir ailenin tek başına düğün yapması durumunda köy halkını doyurmak çok masraf gerektiriyordu. Bir günde on dört gelinin alındığını anımsıyorum. Böylece yemek işini kişiler çeşitli evlerde yaptıklarından düğün sahiplerine kolaylık sağlanmış oluyordu. Bulaşıcı çocuk hastalıklarından köy onlarca çocuğunu kaybediyordu.
Köylüler, sonbaharda yağmurların yağmasıyla buğday ekmeye başlarlardı. Sabah çifte gider, ikindi zamanı köye dönerek çoğu zaman cami yanında güreş yaparlardı. Güreşlerde çoğu zaman köy ikiye ayrılarak taraflı güreşirler, bu yüzden de bazen kavga çıkardı. Kavga yapsalar da ertesi gün yine güreşmeden duramazlardı.
O zaman baş pehlivan Tosun Ahmet’ti. Bir de Şevki vardı. Beşinci sınıftayken güreşmeye başladı, kısa zamanda çoğu kişileri yenerek ünlendi.
Küçükbaş hayvanlarını her aile kendi otlatırken, büyükbaş hayvanlar için çobanlar tutulurdu. Öküzler için ayrı, sağıl mallar için ayrı, danalar ve eşekler için ayrı çobanlar tutulurdu. Sabah mallarını ahırdan çıkaran vatandaş üç toplama yerine uğramak zorundaydı.
1950 yılında Demokrat Parti’nin kazandığı seçimde halkın çoğunluğu oyunu DP’ye vermişti. İlkokul mezunu Danacıların Kara Ali çok güzel resim yapar, şiir yazardı. Yani uyanık ve marifetli bir kişiydi.
Türkiye’de radyo yeni yaygınlaşırken başbakana “Biz oyumuzu hep size verdik, sizlerden haber alamıyoruz” diye yazarak bir radyo ister. Mektubuna gelen cevapta “Yalnız siz değil de bütün köy halkının yararlanacağı bir radyo gönderiyoruz” derler. Köy adına jeneratörle çalışan büyük bir radyo gönderildi.
Jeneratör caminin yanındaki köy odasının altına yerleştirilip, radyo köy odasına kondu, hoparlörler köy odasının damına yerleştirildi, jeneratörden elde edilen elektrikle hem köy odası hem de cami aydınlatıldı. Böylece Reşadiye’de ilk defa Meğdün hem elektrik hem de radyoyu tanımış oldu. Köy odasında oturanların dışında bütün köy halkı hoparlörden yapılan yayınla radyo dinliyordu.
Bugün kasaba olan Yolüstü kasabası halkına en iyi dileklerimle…
Mehmet TAPAR
http://www.hikayeler.net/yazilar/138575/megdun-8211-yolustu-kasabasi/
Bu hikaye yukardaki Linkten alınmıştır. Dilen Diğer hikayelerini okuyabilir.
Bu Konu kumpas Tarafından 21-Mar-2010 19:07:51 Tarihinde Düzenlendi
---İMZA---